İnsanlar
Çok enteresan değil mi? Sizce de bir gün önce ölüp biterken bir gün sonra nasıl da yaşayabiliyor. Temelinde Yaşama İçgüdüsü ve akabinde Belirsizlik varken ne de güzel yok sayıyor. Olup biten yaptığı yapmadığı birçok şey varken nasılda vurdumduymaz yada fazla önemseyebiliyor yaşadıkları/yaşayamadıklarını.
Misal sevgiyi ele alalım.
Varsayalım birini seviyorsun. Onu özler,düşünür hatta hayaller kurar. Arar sorar mesaj atar merak eder yaşama içgüdüsü burada bu faktörleri devreye sokar.
Bilinmezlik ise peşine,neden aramadın sormadın mesaj atmadın hediye almadın veya bir şey yapmadın diye takılır. Farkında olanlar an dediğimiz
zamanların keyfini sürerken.
Görmezden gelenler bilinmezliğin getirdikleriyle yüzleşir.
Enteresan olduğu kadar
ironi bir durum bu bana göre
Şimdi sevdiği olmayanı da düşünelim;
Sevdiğin yok haliyle düşünmek
konuşmak, aramak, sormak, özlemek
ve hatta merak edilesi
bir şeyin yok demektir.
Yaşama içgüdüsü burada sana
farklı kapılar açıyor misal;
Boş vermek hak etmediğini yada
hak edilmediğini düşündürmek
Olmadı diye yakındırıp olması için
hiçbir hamle veya girişimde
bulundurmamak gibi.
Belirsizlik ise;
Tam tersi olanları sunuyor; olma ihtimali olabiliritesi ve hatta neden olmasınlar
Şimdi kişi kendinin yani yaşama içgüdüsü ve belirsizlik durumlarının ona olan zarar ve faydalarını hesap eder eder de aldırış etmez. Zihnen adaptasyon olmada odaklanmada problemler yaşadığından. Kader / irade ve inanç üçlemesinden bağımsız hareket eder.
Oysa zor değildi. Sevmek yada sevilmek
Evvelinde istemek hak etmek mesele düşünme ve düşündükleri arasında ikiye ayrılan, Yetinme / kabullenmedir.
Seviyorsan, sevgini kabulleneceksin
Seviliyor isen bununla yetineceksin.
Çarpıtmaya gerek yok bunu
Misal kabullendiğin sevgi karın doyurmuyor yada
Sevilmek yetmiyor gibi içinde olduğun düştüğün yada yaşama ihtimalin olan duyguları yumurta mi tavuktan tavuk mu yumurtadan sorusuna çevirmek tamamiyle kendi seçiminiz çünkü kimse horoza sormaz bu soruyu. Asıl cevabı net olan o dur çünkü.
Kimse kendine bakmaz ve bakmadığı içinde elinde hazır olan veya olma ihtimali olan sevmek/sevilmek ile ilgilenmez.
Sevgi karşılıklı olan bir şey değildir.
Karşılıklı olan şey ilişkidir.
Bunu kavramalı insan.
Farkedebilmeli ve bilinçlenmeli,
Bilinç altına alıp bastırdığı herneyse
dünde bırakmalı
Unutmaktan yada görmemezlikten
bahsetmiyorum.
Dünü, bugün ve yarınlarına perde olarak
çekmemekten hatta set olarak
önüne almamaktan bahsediyorum.
Örneğin; Dün bir işe başladınız ve bitiremediniz diyelim
Bugün olduğunda yada yarınlarınıza bu işin sadece bitmemesi sonuca ulaşmaması kısmını taşımak bu
Bilinç tebdirlidir her zaman kendi senaryolarını da size yansıtır. Siz yarın olduğunda o bitirmemiş olduğunuz işin bitirilmediği kısmını dahil ederseniz/işten çok düşünceye yenilirsiniz.
Bilinç ve altına attıklarımızı ayırt etmeye çalışın.
O işe yoğunlaşın
Çünkü temel olan o iştir. Bitmesi yada bitmemiş olması tamamen zamanla alakalı
Zamanı ayraç olarak almayın her gün bir yenisi veriliyor. Siz bugüne dünün zamansal kalıntıları ve çokta önemli olmayan bitme sonuca ulaşma eylemlerini taşırsanız. Bugün ve yarınlara yeni bir sorun hesaplanmamış bir düşünce eklemiş olursunuz.
Bu söylediklerimden unutma eyleminde başarısız olanlar sınıfta kalır.
Görmezden gelenler baraja takılır.
Umursamayanlar gerçekten uzaklaşır.
Dikkate alıp dünü dünde bugünü bugünde yarınlarıda geldiği anda yaşamaya çalışanlar ise somut olan işler olaylar ve durumlardan gerçek manada tecrübe sahibi olur. Soyutluk zaten bir yerde kalamaz.
Duygular, hisler, özlemler, düşünceler ve bilgiler zaten istesek de dünde bırakılmaz. Aslolan çıkardıklarımız ve çıkarttıklarımızdır.
Yarınlara umut taşımak istiyorsaniz dünden kalma keşkeleri ve bugünden oluşan pişmanlıkları tecrübe adı altına toplayıp bir kenara bırakın.
Dün / keşke
Bugün / iyi ki
Yarın / pişman
Olmak istemiyorsanız Umuda sahip çıkın üçünün toplamı ona çıkıyor.
Farkedebilenler, görenler, hissedenler ve düşünenler; tecrübeye,
geri kalanı bahanelere bir yenisi ekler.
Ne ekleyip ne çıkardığınıza dikkat edin . .