
Zindanın kapısında ki nöbetçiye seni çağırması karşılığında yalnızlık lordunun bana verdiği mirasın yerini vaad ettim.
O bile kabul etmedi.
Hem niye etsin.
Sevsen sen gelirdin. Nöbetçi kim ki
Hadi geldiğimi bilmezsin, hissetmedin de mi?
Misal senin her ağlayarak uyandığın gecelerde ben, hissettiğim acıyı hafifletsin diye mum ışığında, ısıtırdım elimi.
Senin her üzüldüğünü hissettiğim de ise, bir şiir yazardım; göz yaşlarımdan değil elimdeki çay bardağından dökülen kan damlasıyla.
Kanlar mürekkep çay bardağının kırık parçası da kalemim.
İsteyerek olmazdı bunlar bazen uykuda hissederdim. Şeytan ve ifritleri kovalardı uyanmak için suya atlardım, yüksekten hoplardım nafile yine kabus bitmezdi.
Çekilirdim karanlık ormanın en derin köşesine en yaşlı ve bilge ağacının dibine oturur ağlayarak uyandırırdım kendimi.
Yine yalnız kendim uyandırabilirdim.
Anla artık, SEN hayallerimden başka kimsem yoktu.
Hayallerim de ki Sen'den başka bir şeyim de yoktu.
Acımda sen de tadım da
Üzüntüm de sende Gülüşüm de
Hüznüm de sensin mutluluğum da
Gel;
Gel ki içimdeki papatyaları kurtar boğulmaktan çok su alan papatya yaşar mı ki
Neden su içinde kalmış kalbimde yaşıyorsun hiç düşündün mü. ?
Çünkü senin yerine kendimi boğdum,
Göz yaşlarıyla dolup taşan içimde.
Ben senin sandalınım Sen benim tek kişilik yolcumsun artık.
Bırak kürekleri nereye giderse oraya gidelim.
Bakarsın canlı ve şanslıyken bizim bulamadığımız mutluluğa, o bizi götürür.
Elveda prangalar ve zifiri karanlık zindan,
Elveda avuçlarıma dokunmayan vicdanlı zincirler,
Elveda gaddar muhafız ve nöbetçiler..
En çokta sarayda ki Prenses sana elveda.
Ben avucumu açtım.Dualar sizinle..
"Serkan.yyk "
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder